Kate!

Aslında Londra'da ne işim var benim diye sorgulamadım değil. Ama Kate'ciğim doğum yapmış. Gitmesem ayıp olurdu. Bizde bir gelenek vardır; Trabzon burması takarız oğlan doğurana böylede cinsiyet ayrımı yaparız. Tirideyşınıl dedim takıverdim bi bileenzik. Ben onu lohusa yatağında beklerken Kate beni kapıda karşıladı



E: Merhaba Kate ! Inanılmaz görünüyorsun ama sanki.. Göbüş biraz şiş mi ne?
Kate: Sanada Ege! E yani olsun o kadar oğlan doğurdum. Pilatese başlamayı düşünüyorum. Bi türk varmış, Beatrice söylemişti. Ebru... Ebru Callı mıydı acaba?
E: Şallı o. Aman sende! Bunu mu konusacağız? Bunlar baby shower konuları bizim daha derin konularımız var katycat. Haksız mıyım?
K: Bizim baby showerlarda böyle konularda konuşulmıyor ne yazık ki.Göbeğimi mesele eden sensin little E. Katya! Bahçeyi hazırlayın. Hazır hava güzelken kaçırmayalım. Ee sen neden burdasın. Onca yolu bilezik için gelmedin herhalde(kolunu gösteriyor)
E: Teknik olarak evet. (Kate burda gülüyor) Şimdi.. Senin gerçek yüzünü tüm dünyaya göstermek istiyorum Royal Bride ne dersin sorularıma hazır mısın?
K: Ben bir kraliyet mensubuyum.Yıllardır soru cevaplıyorum. Sanırım hazırım. İstemediği bir şey olursa Tower of London ne işe yarıyor ki? (Güzel güzel gülüyor)



(Bu arada Tower of London eskiden saray olarak kulanılıyordu. Taa ki Oliver Cromwell saray yaşam alanlarını yıktırıncaya kadar.Sonrası...Sonrası bir hapishaneye dönüştürüldü. 



Boleyn ailesinin fertleri ve bir çok soylunun idamına sahne olmuş sıkıcı, bayağı ve bir o kadar da kasvetli hali hazırda da ürkünç bir yerdir. Anne Boleyn'in hayaletinin olduğu söylentiler arasında)

E: Show is over Mrs. Mountbatten! Lets the..
Katya Ne arzu ederdiniz efendim.
Kate: Canım bize iki duble rakı kap gel sen. (Gözlerini deviriyor) Aşçıya da söyle çiğ köfte ile mantı yunursun... (eller ile yunurma işareti) Katya manyak mısın ?

 -Herkesin bir Katya'sı var işte...-

E: Oooo RoyalBridezilla. Neden bu kadar sinirlisin?
K: İnan bilmiyorum. Sanırım uykusuz gecelerden olsa gerek.
E: Türk kültürüne de baya aşinasın. Şaşırdım.
K: Olmamak mümkün mü. Bizim Elizo bayılıyor sizin yemeklere. Ayrıca sanat tarihi okurken Türk yemeklerine sarmıştım. Bilirim mesela kadın budunu, işkembeyi... Ama yapmayı hiç denemedim. Açıkcası cesaret edemedim
E: Valahi sağlam güldüm. Adana Keabap falan hiç yemedin mi. Bu arada Elizo? Elizabeth mi?
K: Bir keresinde bizim okulda bir Türk asıllı cocuk vardı o yedirmişti, acıydı sevmedim. Hmm evet ondan bahsediyorum. Çok sevimli duruyor fotograflarda değil mi? Sen onu bir de lahmacun yerken gör. Ruhunu teslim edersin vesselam.
E: Sen benden daha Türk çıktın ya !
K: Üzüm üzüme baka baka kararır. Üstüne alınma. Senden daha siyahileri de var. Zenciler mesela.
E: Merci canım. Ee Kate'i ben biliyorum da bilmeyenler için soruyorum kimdir Kate?
K: Aaa ? Cambridge düşesiyim. Cahil misin?
E: Kate inan hiç komik değil. Gallerde fazla mı kaldın canım sen?
K: Sadece şaka yapıyorum. 9 Ocak 1992 doğuml...
E: NEEY !
K: Tamam ayol. 9 Ocak 1982'de Reading, Berkshire’da doğdum. Babam Michael Francis eski bir havayolu yetkilisi ayrıca harekât memuru, annem ise Carole Elizabeth Goldsmith ise eski bir havayolu hostesidir.Bir erkek ve birde kız olmak üzere 2 kardeşim var. Pipa ve James.
E: Bir dakika. Pipa senden güzel. Bunu kıskandın mı hiç ?
K: Hayır zira onu hiç bir zaman kıskanmadım. Her kurtlu baklanın kör bir alıcısı vardır. Benim kör alıcıda İngiliz kraliyet ailesi mesubu çıktı.
E: Ama Kate aslolan güzellik ona asla ulaşılamayandır? Fars edebiyatına fazla meraklıyımdır da ben.
K: Ulaşılamayan güzelliği ne yapsın millet ha bunu cevapla sen? Çok Fuzuli'sin.


E: Burda soruları ben sorarım. Ayrıca suratın Louis'in poposu kadar yumuşak, pürüzsüz ve duru duruyor bunu nasıl basarıyorsun?
K: Açıkçası bu genetik bir şey. Sen ne kadar uğraşırsan uğras, istersen tüm cerrahi yolları dene ama yinede duru bir cilde sahip olamazsın. ama uyguladığım özel teknikler tabikide var. Yok değil. Takviye etmek lazım. Bu işe genç yaşta başlamak lazım. 
E: Muzipçe sırıtma Kate! Sen ne zaman başladın peki?
K: Yeni başladım. Dediğim gibi. Genç yaşta başlamak gerekiyor.
E: 10 yıl pek yeni bir zaman dilimi değil sanki...
K: (Yaş hesaplaması yaptıktan sonra ne demek istediğimi anlayınca)Ege inan bunları merak ettiklerini sanmıyorum.




E: İnsanlar her şeyi merak ederler Kate ! Ama haklı olabilirsin. Peki, annelik nasıl gidiyor?
K:Şu ana kadar pek bir sorun çıkmadı. Tabikide her annenin yaşayabileceği ufak bunalımları, buhranları bende yaşıyorum. Ama anne olmak tarifsiz bir duygu. Sende deneml... Aa pardon ağız alışkanlığı.
E: Emin ol bir gün deneyeceğim. Ne değişti hayatında ?
K: Humm. Aslında değişen bir şey olmadı sadece biz William ile 2 şeritli bir yolda yürüyorduk. Şimdi yol genişletme çalışması yapmıştık. Artık 3 şeritli bir yolda yürüyoruz.
E: Aa hazır William'ın sözü geçmişken, sence nasıl bir baba ?
K: Olması gerektiği gibi bir baba. Kısacası harika bir eş ve baba!
E: Babaya cekmememiş yani?
K: Hayır pek benzerlikleri yok.



E: Konuyu bebek ve aileden cıkartıp kendi alanıma getirmek istiyorum. Kate bana tarzını özetlemeni istiyorum. Seni en cok ne yansıtır?
K: Kadınsı ve sade olmayı amaçlarım.Pespaye olmam, olamam tabikide.Neyi taşıyabileceğimi biliyorum. Açıkcası pantolon seven birisi değilim.Sanırım dolabıma bir göz atacak olursak Kate=many mini dress diyebiliriz.

E: Pekii hiç aklında kalan fashion victim olduğun bir anın var mı?
K: Tabikide! Bir keresinde payetli boğazlı bir bluzun üstüne sarı paraşüt kumaş mini şort giymiştim. İçimde ten rengi çorap ve siyah uzun çizmemin içinde sıkıştırdığım pembe tozluklarım vardı. Belkide 80's gecesiydi hatırlamıyorum ama geriye dönüp baktığım zaman en çok o halime gülüyorum. Ama dediğim gibiI'm no FV!






E:Peki bu halini prenses olduktan önce ve sonra diye ayırabilir miyiz ? Yani "K.M. Style Evolution" başlığı altında incelesek...

K: Şimdi ikiside çok hassas pozisyonlar. Presnses olmadan önce "müstakbel" diye adının önüne sıfat yerleştiriliyor. Hareketlerin halin tavrın her yaptığın şey gözlem altında tutuluyor. Bir kraliyet ailesine yakışıp yakışmayacağın her fotograf karesinde, her davette hatta her konuşmanda ölçüp biçiliyor. Güzel ve ilgi çekici olmak zorundaydım. Belkide ben geleceğin Ingiltere kraliçesiyim. Normal olmam artık beklenemezdi. Markete giderken bile makyaj yapıp çıktığım dönemler oldu. Hele William ile bir davete katılmak. Aman tanrım benim için kabusun başlangıcıydı. Tabi bunu öğrenmem de zaman aldı. Hatalar yaptım tabi...





E: Peki ya olduktan sonra?
K: Sana şöyle söyleyeyim ben kiliseye üzerimde her 1 buçuk saatte ellerini yıkamak zorunda olduğu bir ekibin elinden çıkan duvağı 2 metre olan bir gelinlik ile girdim. Sanırım görselliğin ne kadar önemli olduğunu anlatmam yeterli. O benim için geçiş biletiydi.  Kraliyet ailesine bir merdivendi o gelinlik.Hoş bu sosyal statü meselesi William ile aramızdaki ilişkiye hiç bir zaman gölge düşürmedi. Prenses olduktan sonra daha normal bir insan oldum açıkcası. Tabikide şık, bakımlı ve güzel olmak zorundaydım, zorundayım ve zorunda olacağım. Ama artık Harrods'ı üzerimde taşımak zorunda değildim. Bu mutlu ediyor beni.







E: Peki ya bu kadar güzelliğin muhakkak bir mankenlik deneyimi olmuştur. Ben olsam boş durmam...
K: Tabikide! 2002 yılında defileye çıktığımda ön sırada kim vardı tahmin et!
E: William ! Peki sonra ne oldu?
K: Zaten öğrencilere yardım için podyumdaydım. Biz cift olarak pek hayır severiz açıkcası. 




E: Siz örnek alınacak bir çiftsiniz 2001'den beri birliktesiniz.
K: Kesinlikle! Aslında benim ortaya çıkışım 2005 Isviçre'deki kayak tatilimiz. Ondan sonra hayatım cehenneme döndü. Evimin önünde kamp kuran gazetecilerden tut da gazetelerde çıkan aşağılayıcı haberlere kadar. Yok annemin hostes olması William'ın arkadaşlarının alay konusuymuş, yok efendim ben soylu değilmişim. Hatta bana Lady D. ile aynı kaderi çizdiler.Üzgünüm ama benim Charles'ım da Dodi Faysal'ımda William.








E: Ne çektin be Kate ! Peki ya frikikler ? Meme popo oo hepsini gördük...
K: Etrafımda yaklaşık 150 tane gazeteci ve bir o kadar da çakan flaş var hepsi bana sesleniyor, hepsi bir şey soruyor... Ve benim de dikkatim dağılıyor. Ayrıca kendi basınımızdan tut da, dünya basınındaki her gazete senin poponu, bacağını ya da göğüsünün fotografını yayınlıyor. Eleştriliyorsun kimi zaman hakarete ugruyorsun. Atılan manşetler, yapılan haberler bazen gerçekten gurur kırıcı olabiliyor. Havanın azizliğine ugradığım zamanlar... Neremi kapatacağımı şaşırıyorum...
E: Fransa tatili peki?
K: O mahremiyet ihlali. Bu konuda konuşmayalım.







E: Şapkalar hakkında ne düşünüyorsun Kate? Her kraliyet davetine şapka takmak zorunlu mu ?
K: Tabikide. O bir kültür ve buna alışmam zaman aldı.
E: Peki Kate günümüz kültürüne öyle güzel alışmışsın ki çatalla puding yiyormuşsun.
K: Nerden duyuyorsun bunları. Uydurma!
E: Hatta ölü bir sirk kedisi gibiymişsin.
K: Sende birazdan ölü bir unfabalous blogger olacaksın. Terbiyesiz.
E: Bu sözler bana ait değil gittiğin prenses okulundaki öğretmenin Dame Maple'a ait. Doğruluğu var mı diye soracaktım. Vazgeçtim. 
K: Diana'nın hatalarını tekrarlamamdan korkuldu. Ayrıca kocama yakışan bir prenses olmalıyım. Her ne kadar bu işten sıkılsam da ee gülü seven dikenine katlanır.
E: Neden bu kadar ucuzcusun? Zara elbisen cok güzeldi evet ama sen prensessin?!
K: Dediğim gibi prenses olmak çok zor ve agır sorumlulukları var. Ordan burdan kırpıp yapabildiğim kadar sade ve kendi istediğim gibi bir şekle sokmaya çalışıyorum. Her zamanda ucuz takılmıyorum bee yapma gülüm.
E: Ahaha Tabikide! Sanırım roportajın sonuna geldik. 
K: Aslında seninle sohbet etmek çok keyifli. Bir daha ki sefere daha uzun yapalım bunu.
E: Tabikide katycat.


Bahçeden çıktıktıktan sonra enerjisinin ne kadar yuksek olduğunu fark ettim. Bu biraz geç olmuştu. Ama olsun Kate'i yakın geçmişten beri tanıyorum (yıl hesabı yapamadım şahsen) ama annelik ona farklı bir boyut kazandırmış. Onceden kısa saca yapılan kaynak gibi duruyordu fotograflarda. Şimdi ise saçın ta kendisi gibi. Anlatabildim galiba.

P.S.: Olum deli falan değilim. Her şey hayal ürünü ama...


Hiç yorum yok: