I'll Never Fall In Love Again

Hamiş: Aslında çok sevdiğim bir şarkıdır. Hele ki Tom'cuğumdan dinliyorsam... Bunu asla okumayacağını bildiğim halde yazdım. Sanırım hepimiz aynı dertten muzdaribiz. 18 yaşındaki birinin aşk hayatı ne kadar ilgi çekici olabilir bilmiyorum ama kendini bulmayı denesen belki daha yararlı bir iş olur. Hem buna "zaman kaybı" diyerek geçmezsin ne dersin ?
Bazı zamanlar o kadar çok özleriz ki sadece adımızı söylemesinin bile yeterli olacağını düşünürüz.Bir nefes bazen. Bunların, sadece o basit gibi gözüken özlemin, bir nebzede azalacağını düşündürür Palavra. Ah ! Yapmayın işleri daha kötü bir hale getiriyoruz. Acı çekmekten/çektirmekten öteye gitmeyecektir. Suratını bile görmek istemeyeceğiniz mahluku her şeyi mahvettikten sonra aptal bir fast food restoranında gördüğünüz için elinizin ayağınıza dolaştığı, daha sonrada 2 hafta boyunca her gece ezbere bildiğiniz numarasını yazıp yazıp çevirmeye cesaret edemiyişinizi hatırlıyorum. Sen değil başkası olduğunu bildiğin halde nasıl olur da yüzsüzce hala peşinde koşup, bunu kendine yaparsın?

Zaman bazen acıtır. Hafifleyecek olanı daha da derinleştirir. O içten içten kanar. Sen bilirsin sadece. O sızlayışı... Sanki kansermişsin gibi. Seni öldürmeyip süründüren cinsten. Aklın oyunları. Monopoliden farksız.Zar hiç çift gelmez ve sen oyunun başındayken girdiğin kodesten çıkamazsın. Daha kötüsü başlangıç noktasından geçsen bile vermez paranı kasa. Böyle bir oyun işte! Daha başkası ise; komedi filminde eli kanlı katil gibi hissediyorum. Kısacası film ile alakam kalmamışken hala seneryoya kendimi dahil etmeye çalışıyorum. Geçmiş geçmiştir... Öyle değil mi ? Ouw ! Zavallıyız. Kabul edelim.

Yüzler eskir... Mekanlar eskir...İnsanlar eskir... Ama eskimeyen tek şey anılardır. Anılar zaten eskidir. Yaşanır ve biter. Anılar mıdır bizi geçmişe bağlayan ? Bence evet. Başka nasıl bir cevabı olurdu ki ?

Mükemmel ilişkiler ararken ne kadar kusurlu olduğumuzu unutuyoruz hep. Seçici-geçirgen davranırken hücrenin gereken su ihtiyacını difüze etmeyi hep unutuyoruz. Sonucunda... Ölüyoruz. Denemeye korkuyoruz... Yalnız kalıyoruz. Ama yalnızlıktan şikayet ediyoruz. Bulunca  bunuyoruz...
Aslında hepimiz birer Fuzuli'yiz. Ulaşaşınca bırakıyoruz. O acı bize mazojistçe zevk veriyor. Bir şeyin parçası olamıyoruz. Hep kenardan seyrediyoruz. Olanlarada ya gıpta ile bakıyoruz (ki bu azınlıktır) ya da kıskançlıktan geberip haset ile olan biteni izliyoruz.
Kısacası, ben iki haftafır numaranı silip silip tekrardan yazıyorum. Yılbaşını bekleyeyim bari. Tebrik kartı falan gönderirsin. Bu yılki gibi. Gelir ve gider misin böreğim ha ? Hızlanırsan, bu sefer sonuçlarına hangimiz katlanacağız ? Agrh ! Boşversene... Kime diyorum ki ?

efegeozden

2 yorum:

Lunapark Queen dedi ki...

Hhahah güzel bir yazı olmuş, hücre benzetmesini sevdim :)

efegeozden dedi ki...

Ama ne yazık ki öyle. Secici-geçirgeniz hepimiz. Beğenmene çok mutlu oldum. :)